İşe Alım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İşe Alım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2011 Cuma

Tecrübe Çıkmazı


Yazar: M. Cemil Özden


Yeni mezunlar için klasik sorunlardan biridir tecrübe. Karşılaştığım her ortamda bana yakınırlar: “Tüm iş ilanlarında şu kadar yıl tecrübe arıyorlar. İyi ama bize şans vermezlerse, biz bu tecrübeyi nerede kazanacağız?”


Sonuna kadar haklılar. Ama bir de başka yönüyle düşünelim. Orta ölçekli bir işletme sahibisiniz. Zaten piyasada marjlar o kadar düşük ki, olabildiğince maliyetleri düşük tutmaya çalışıyorsunuz. Belirli bir nitelikte bir çalışana ihtiyacınız var; ama ne o çalışanı yetiştirmeye zamanınız var, ne de ona ayıracak paranız. Ne yaparsınız? Hemen bir ilan verip diğer niteliklerin yanında “X yıl tecrübeli” dersiniz. İstediğiniz, aradığınız elemanın gelip hemen ertesi günü, olmazsa birkaç gün içinde işini yapmasını istersiniz.

Gördüğünüz gibi her iki taraf da kendi açısından haklı. Peki birçok işveren tecrübeli eleman istediğine göre, iş hayatına yeni atılan gençler nerede tecrübe kazanacak? Korkmayın, durum o kadar da vahim değil. Sadece paradigmalarımızı biraz değiştirerek bu soruna bir çözüm bulabiliriz.

Gazetelerde gördüğümüz ilanların pek azı yeni mezun gençlere yönelik. Dikkat ederseniz bu ilanlar genellikle finans sektörü ya da personel gereksinimini kendi içerisinden yetiştiren kurumsallaşmış, ülkenin önde gelen şirket grupları veya şirketleridir. Genellikle de bu şirketler gazetelerin 2. veya 3. sayfalarında büyük boyutlu, uzun süreli ilan verir, birkaç hafta aynı ilanlara rastlarsınız. Personel alım ilanlarının, aynı zamanda ilan veren şirketin reklamı olduğu gerçeğini bir yana bırakıp, ilanların içeriğine odaklanırsak, adaylardan birçok özellik istendiği ve pek çok aşamadan geçmesi gerektiği görülür.

Bu gibi ilanlara genellikle binlerce yeni mezun başvurur. Oysa bu pozisyonlara alınacak kişi sayısı en fazla on, bilemediniz yirmi kişidir. Onlar da ince bir elemeden geçirilir. Her ne kadar özel sektörde kayırmacılık yok gibi görünse de, seçilen adaylardan bazıları çok özel nedenlerle tercih edilir. Başvuranlar arasında bileğinin hakkıyla sıyrılanların oranı yüzde 1’i geçmez. Peki, ya kalan yüzde 99’a ne olacak?

Benim şimdi size bir sorum olacak: İmkanınız olsa, aranızda, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ (Ortadoğu Teknik Üniversitesi) gibi yüzde 1’lik dilimde okumayı kim tercih etmez? Özel nedenlerle tercih etmeyenler olabilir, ama büyük çoğunluğunuz bu tür okullarda okumak istese de yeterli puanı alamamıştır. Aynen iş yaşamı da böyledir. İş yaşamının başlangıcında girilmek istenen şirketler, yüzde 1’lik dilimdedir. Ama hiç endişe etmeyin.

Nasıl mı?

Üniversiteye girerken yüzde 1’lik dilim, lisede öğretilen derslerden öğrendiklerinize göre belirlenir. İş yaşamında ise üniversitede öğrendikleriniz yine önemlidir önemli olmasına ama artık devreye iş tecrübesi ve duygusal zeka da girer. Üstelik üniversite eğitimi 4-5 yıl, çalışma yaşamı ise 20-25 yıllık bir zaman dilimidir. Yani üniversite eğitimi bin 500 metrelik koşu ise, iş yaşamı tam bir maratondur. Önemli olan da bu maratonu başarıyla tamamlayabilmekte saklıdır.

Maraton koşusunda yarışa nereden başladığınız, ilk birkaç kilometrede nerede olduğunuz çok da önemli değildir. Önemli olan, yarışın bitiminde nerede olduğunuzdur. Buna örnek olarak sizinle bir deneyimimi paylaşmak istiyorum:

Vakti zamanında ülkemizin önde gelen, tamamı ODTÜ mezunu ortakları olan, çalışanlarının da büyük çoğunluğunun ODTÜ mezunu olduğu bir şirkette insan kaynakları müdürüydüm ve yol şantiyemiz için bir inşaat mühendisi arıyorduk. Görüşmelerden sonra öne çıkan adayların ikisi 3 yıl önce mezun olmuşlardı. Biri ODTÜ, diğeri de sanırım Süleyman Demirel Üniversitesi İnşaat bölümünden mezun du. ODTÜ’lü adayımız iş tecrübelerini Bodrum’daki eğlence yerlerinde DJ’lik yaparak elde ederken, diğer adayımız, adını sanını duymadığımız bir firmada (sanırım bizim taşeronlarımızın taşeronu olan bir firmada) 3 yıldır arazide zor şartlarda, yol inşaatlarında çalışıyordu. Bilin bakalım hangi adayı tercih ettik? Şirketimiz ne kadar ODTÜ fanatiği de olsa, tecrübeleri ve zor şartlara dayanıklılığı ile bize daha fazla katma değer sağlayabilecek SDÜ mezununu tabii!..

Kıssadan hisse... Gönül elbette yüzde 1’lik şirketlerde çalışmak ister, ama olmazsa bunu yolun sonu görmek gerekmiyor. Tam tersine yolun başı görün ki, her şeyin farkında ilerleyin. Önemli olan bir maraton koşusu yaptığınızın farkına varabilmek ve gidilmek istenen yeri bilmek...



Bu noktada artık somut önerilere geçebilirim:

Çalışılabilecek şirketleri üç grupta değerlendirebiliriz:

- Giriş pozisyonlarında şaşalı ilanlarla eleman arayan yüzde 1’lik büyük, kurumsal şirketler

- Girişe yakın bir pozisyon olsa bile aradıkları elemanların mutlaka tecrübeli olmasını isteyen yüzde 9’luk orta ölçekli şirketler

- Gazeteye ilan verme maliyetini düşünen veya en fazla seri ilan verebilen, çoğunlukla da eş dost tavsiyesi ile eleman alan yüzde 90’lık şirketler.

Bizim genellikle takıldığımız tecrübe kriteri, genellikle orta ölçekli şirketlerde karşımıza çıkıyor. (Büyük ölçekli işletmelerin yönetici pozisyonlarında tecrübeli kişileri aramasını kast etmiyorum, bu çok doğal) Oysa ilanları çok küçük boyutlarda yayınlanan, seri ilan veren, hatta ilan vermeyen o kadar çok şirket var ki... Tabi bu şirketlerin personeline sağladığı imkanlar da çok düşük oluyor. Biz bir kere gözümüzü diktik ya yüzde 1’lik şirketlere, bir de tecrübe arayan yüzde 9’luk şirketlere takıldık; yüzde 90’lık kesimi görmek istemiyoruz bile.

Eğer maraton koşusunda belirli bir noktaya ulaşmayı düşünüyorsak, sınırlarımızı genişletmemiz lazım. Yüzde 1’lik veya yüzde 10’luk alanı değil, yüzde 100’lük fırsatları görmemiz lazım. Eğer belirli bir alanda ilerlemeyi kafaya koymuşsanız, önemli olan A, B veya C şirketleri değil, o alanda tecrübe kazanacağınız herhangi bir şirket olabilir. Hatta şirket olmasına bile gerek yok, o işi yıllardır yapan bir kişi bile olabilir. İş yaşamınızın ilk birkaç yılını, gerçek iş yaşamına hazırlanmak için yapılan bir staj gibi düşünün. Staj yaparken size para veriyorlar mıydı? (Yüzde 1’lik şirketleri yine hariç tutuyorum) Eh, burada hiç olmazsa birkaç kuruş kazanıyorsunuz ama en önemlisi, işi öğreniyorsunuz. Sonrasında biraz daha çaba, biraz da şans (doğru yerde doğru zamanda olmak)yardımıyla, maratonu başarıyla tamamlarsınız.

1 Mart 2011 Salı

Sanal İmaj Uzmanları İş Başında...



Arama motorları artık, özellikle işverenler tarafından işe alınacak kişiler hakkında araştırma yapmak için en sık başvurulan araçlardan biri. Sanal dünyadaki imaj bu nedenle giderek daha fazla önem kazanıyor.

Verilerin paylaşılabileceği sanal ortamların sayısının çoğalması ile birlikte, internet kullanıcılarında bu verilerin istenmeyen kişiler tarafından görülebileceği endişesi de arttı. Zira arama motorları artık, özellikle işverenler tarafından işe alınacak kişiler hakkında araştırma yapmak için en sık başvurulan araçlardan biri. İnternette yer alan uygunsuz bir fotoğraf iş başvurusu yapan kişinin başka hiçbir gerekçeye gerek kalmadan elenmesine neden olabiliyor. Bu endişeler, yeni bir meslek alanı da doğurdu. Artık kişilerin sanal imajını düzeltmeyi profesyonel meslek haline getiren bilişim uzmanları var. Deutsche Welle'den Gisa Funck sanal imaj uzmanı Vitaly Malykin ile görüştü:


"Google'da çıkan sayfalar kontrolüm altında"

Vitaly Malykin’in parmakları siyah dizüstü bilgisayarının üzerinde kurnazca geziniyor. Malykin, yaptığı işe somut bir örnek vermek amacıyla kendi adını arama motoru Google’a yazıyor ve sonucu gururla gösteriyor ve “Bu benim sayfam, bu Xing’deki sayfam, buradaki her şeyi değiştirebilirim. Bu da kişi arama sitesi Yasni’deki sayfam, istersem buraya da müdahale edebilirim. Yani buraya da kaydolabilir ve yazılanları etkileyebilirim" diyor.


İki yöntem

Malykin ve şirketinin adını Google’a verince çıkan 20 sonucun hemen hepsi ya olumlu ya da tarafsız. Buna şaşırmamak gerek, zira Malykin profesyonel bir sanal imaj uzmanı. Yani o, parasını başkalarının internetteki imajını düzelterek kazanıyor. Malykin, müşterilerinin görmek istemediği ya da haklarında olumsuz izlenim bırakan internet içeriklerini yok ederek geçimini sağlıyor. Vitaly Malykin, işini “Temelde bunun iki yolu var. Ya örneğin Google'da çıkan arama sonuçlarını sildirmeye çalışıyorsunuz, ya da kendinize ait yeni web siteleri oluşturarak çıkan olumsuz haberlerin arama sonuçları sıralamasında geriye düşmesini sağlıyorsunuz" sözleriyle açıklıyor.
Bazı uyarılar

Ancak istenmeyen bilgileri ya da resimleri internetten silmek o kadar da kolay değil. Verilerin bulunduğu internet siteleri silmeyi vaat etse bile, bu veriler arama motorlarının ön belleklerinde muhafaza ediliyor. Bu, Malykin gibi bilgisayar uzmanları için bile çözümü zor bir sorun. Ayrıca bu verilerin hafızada tutulma süresi de oldukça uzun. Bu nedenle Malykin, müşterilerine genellikle diğer yolu, yani internette kişilerin imajını olumlu etkileyebilecek web siteleri ve bloglar hazırlamayı teklif ediyor. Bu siteleri, arama motorlarının arama sonuçlarında en üst sıralarda çıkacak şekilde programlayan uzman, böylece müşterileri hakkındaki ilk sanal izlenimi de sağlama almış oluyor. Malykin'in internet kullanıcılarına bazı uyarıları da var: “Bir forumda bir yorumda bulunan kişi, onun sürekli orada kalacağını anlamalı ve kabul etmeli. Bir yere iş başvurusu yaptığınızda ve personel müdürlüğünden biri hakkınızda arama yaptığında ki, istatistiklere göre işverenlerin üçte ikisi bunu yapıyor, bu içerikleri buluyor. Bir yere yönetici pozisyonunda başvuruda bulunan biri için, internette gittiği son eğlencenin fotoğraflarının yer alması hoş bir şey değil.”


Her beş Almandan biri sanal ortamda verilerini paylaşıyor.

İstatistiklere göre her beş Almandan biri gönüllü olarak kendisi hakkındaki bilgileri internette paylaşıyor. Alman şirketler Alman ceza hukukuna tâbi, ancak örneğin forum sitelerinin çoğunun merkezi yurtdışında. Bu nedenle, hakaret gibi suç teşkil eden durumlarda, adli kovuşturma zorlaşıyor. Malykin, sanal ortamlarda bilinçsizce bilgi ve veri paylaşımının risklerine şu sözlerle dikkat çekiyor: “Şu anda göründüğü kadarıyla hiçbir zaman işsiz kalmayacağım. Yeni kuşak, 13-14 yaşındakiler, blogları, forumları kullanmakta oldukça iyiler. Ancak kendileri için ne tür risk ve tehlikeler içerdiği konusunda bilgileri yok. Tüm bu veriler hacker saldırıları ile çalınabilir, yani internette ne paylaştığınıza dikkat etmeniz gerekiyor.”



Kaynak: Deutsche Welle Türkçe

25 Şubat 2011 Cuma

En Sevmediğim İK'cı Davranışları & Profilleri

1- Adayı daha önemli bir işi olmamasına rağmen bekletenler

2- Daha önemli bir işi olmasına rağmen adaya bekleyeteceğine dair bilgi vermeyenler

3- Bekleteceğine dair bilgi verirken özür dilemeyenler

4- Kendisinden daha iyi eğitimli ve/veya tecrübeli bir adaya rastladığında komplekse kapılanlar

5- İK’da yaptığınız işten ziyade onu nasıl pazarladığınız önemli (hangi alanda değil ki?) olduğu için pazarlama işini abartanlar

6- Stratejik İK lafından bihaber olanlar

7- İK’yı işe alımdan ibaret sananlar

8- Her gittiği yerde tüm sistemi değiştirmeye çalışanlar

9- Herşeyin doğrusunu kendisini bildiğini sananlar (bu da her alanda var tabi ki)

10- İK’cı sosyal olur mottosundan yola çıkarak sürekli ama sürekli sosyal olmaya çalışanlar

11- İK’cı beden dilini iyi kullanır diye düşündükleri için elini kolunu anlamlı anlamsız sallayanlar

12- Patronun iflah olmaz bir şekilde yalakalığını yapanlar (bu da her alanda var tabi ki)


Burada İK’cıları eleştirirken yiğidi öldürüp hakkını da yemek istemem zira “En Sevmediğim 10 Satışçı Davranışı”, “En Sevmediğim 10 Muhasebeci Davranışı” veya “En Sevmediğim 10 IT’ci Davranışı” diye başlıklarda açabilirdik sadece İK’da değil her meslekte o mesleği icra edenlerin yaygın bir kesiminin yaptığı ama sevilmeyen davranışlar olabilir.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Adayları Kaybetmenin Yolları

M. Cemil Özden'in diğer bir harika yazısı:

1. Davet telefonunda istediğiniz gibi görüşün. Yanında başka iş arkadaşlarının olması, toplantıda olması filan önemli değil. Adayın tek işi sizin telefonunuzu beklemek zaten.

2. Adres vermeyin. Sizi cümle alem tanır. Bilmiyorsa gelmesin zaten.

3. Özgeçmişi okumayın. O kadar işin gücün arasında birde özgeçmiş mi okuyacaksınız. Aday anlatacak zaten kendini.

4. Adayı olabildiğince bekletin. Tabii canım, siz çok yoğunsunuz. Adayın işi ne, beklesin. Hem ne kadar geç giderseniz o kadar yoğun ve önemli görünürsünüz.

5. Adayları “pişti” yapın. Zamanınız değerli, sonraki adayla görüşmek için niye bekleyip konsantrasyonunuzu bozacaksınız ki. Hepsi birden gelsin, sırayla görüşmeye alırsınız. Hatta aynı yerde bekletin ki, canları sıkılmasın.

6. Adayları açık bir yerde bekletin. Böylece gelen geçen diğer personel de adayları görmüş olurlar. İşlerini adam gibi yapmazlarsa, onlar da böyle iş ararlar! İbret-i alem olsun.

7. Adayla tokalaşmayın, gülümsemeyin. Kendilerini bir şey zannedip şımarmasınlar. Ne kadar önemli bir kimse olduğunuzu anlasınlar. Ciddiyetinizi herkes görsün.

8. Adaya yanlış isimle hitap edin. Yüzlerce adayla görüşüyorsunuz. Hepsinin ismini aklınızda tutamazsınız değil mi? Bazı çalışanlarınızın isimlerini de bilmiyorsunuz da ne oluyor, çalışmıyorlar mı? Üstelik karşınızdaki bir çalışan bile değil, alt tarafı bir aday.

9. Görüşme başında kendinizi tanıtmayın. Zat-ı şahanelerinizi tanımıyorlarsa bu onların kabahati.

10. Adaya bir şey ikram etmeyin. Sormayın bile. Cafe mi burası? Dışarıda içip gelsinler.

11. Şirket ve pozisyon hakkında detaylı bilgi vermeyin. İlandan okudukları, siteden gördükleri yeter. İşe alınırsa kendi öğrenir zaten. Şimdiden niye çenenizi yoracaksınız ki.

12. Eski çalışanınızı kötüleyin. İşe yaramazın tekiydi zaten. İstifa ettiği iyi oldu.

13. Doğrudan işle ilgili sorulara geçin. Kaybedecek bir saniyeniz bile yok. Diğer adaylar sırada bekliyor zaten. Aday heyecanlıysa bu onun sorunu. Kendine güvenmiyor demektir.

14. Özgeçmişte açıkça yazılanları sorun. Özgeçmişi okumamıştınız zaten. Aday mecbur değil mi her sorunuzu cevaplamaya? Cevaplasın işte.

15. Kendinizden bahsedin. Geçmişteki başarılarınızı, bu noktaya nasıl geldiğinizi, şirketteki konumunuzun ne denli önemli olduğunu bilmek adayın da hakkı. Onu engin birikimlerinizden mahrum etmeyin.

16. Şirketinizi abartın. Herkesin çalışmak isteyeceği cennet gibi yer. Ama personel nankör. Kıymetini bilmiyorlar şirketin. Adayın başvurduğu pozisyonda bu sene dördüncü eleman arayışı.

17. Özel sorunlarınızı anlatın. Zaten şirkette mesafenizi korumak için herkesten uzak duruyorsunuz. Ama siz de insansınız. Ara sıra dertleşmeye ihtiyacı olamaz mı insanın?

18. Adayın özel yaşamını sorgulayın. Neden şimdiye kadar evlenmemiş? Evlenirse ne zaman çocuk yapacak? Çalışanınız olacak kişinin özel yaşamının her yönünü araştırmak sizin tabi bir hakkınız.

19. Adayla sohbet edin. Hem sizle aynı takımı tutuyormuş. Memleketiniz de aynı. Nasıl da özlediniz oraları. Evet, bu aday uygun gibi görünüyor.

20. Sık sık adayın sözünü kesin. Siz zeki bir insansınız. Anladınız adayın ne demek istediğini. E lafı uzatmanın alemi var mı? Vaktiniz çok değerli.

21. Adayın sabrını zorlayın. E tabii, stres mülakatı yapıyorsunuz. Bakalım sizin hakaretlerinize ne kadar dayanacak? Sinirlenirse, strese dayanamıyor demektir.

22. Adayla tartışın. Nasıl sizinle aynı fikirde olmazmış? Bu ne cüret? Sizin kim olduğunuzun farkında değil herhalde.

23. Adayı küçümseyin. E tabii, siz çalışıyorsunuz, o iş arıyor. Ekmeğini siz vereceksiniz ne de olsa. Arada o kadar fark olsun.

24. Adaya farklı gözle bakın. Madem iş arıyor, her türlü fedakarlığı yapmaya hazırdır. Akşam yemeği teklifinizi reddetmeyecektir.

25. Adaya geri dönmeyin. Zaten vaktiniz sınırlı. Bir de uygun görülmeyen adaylara geri dönmeye ne gerek var. Bir süre sonra anlar zaten uygun görülmediğini.

M. Cemil Özden notu: Bu yazı, içinde bazı gerçekleri barındırsa da, görüşmecilerin yaptığı hataları abartılmış şekilde sunan bir "mizah" yazısıdır. “İş görüşmesini kaybetmenin 15 garantili yolu” başlıklı yazıma yapılan yorumları görünce, bu açıklamayı yapma gereği duydum. Görüşmeciye yönelik olarak yaptığım yorumlara katıldığımı, aynı şekilde düşündüğümü sanmayın sakın.

İş Görüşmesini Kaybetmenin 15 Garantili Yolu

"En Sevmediğim Aday Davranışları" diye yazı yazıp değerli büyüğümüz M. Cemil Özden'in (mco@mcozden.com) konuyla ilgili harika yazısını burada yayınlamadan olmaz.

İşte M. Cemil Özden'in Yazısı:


İş görüşmesini kaybetmenin 15 garantili yolu

1. İstediğinizi giyin… Sonuçta işe gitmiyorsunuz, alt tarafı bir iş görüşmesi.

2. Görüşmeye geç gidin… Trafik sıkışıklığından filan bahsedin. Üstüne üstlük mazeret olarak nasıl akşamdan kaldığınızı anlatın ki tam garantili olsun.

3. Hemen ücreti sorun… Öyle ya, o kadar emeğinizi vereceksiniz, karşılığında ne alacağınızı bilmeniz lazım.

4. Form doldurmaya itiraz edin… Özgeçmişinizi gönderdiniz, yok bir de form neyin nesi? Hepsi özgeçmişte yazıyor işte.

5. Cafe latte isteyin… Madem sordular ne içeceğinizi, en çok neyi seviyorsanız onu isteyin. Ciğeriniz yandıysa buz gibi ayran ne güzel gider değil mi?

6. Şikayet edin… Şirketi dağ başına kurmak da neyin nesi. Doğru dürüst bir yer bulamamışlar mı Allah aşkına? Adres karışıklığı da işin cabası yani.

7. Özel sorunlarınızı anlatın… Akşam eşinizle yaptığınız kavga iyi bir giriş olabilir mesela… Oysa evlenmeden önce birbirinize nasıl sevgiyle bakardınız.

8. Sürekli “ben” deyin… Tabii ki kendinizden bahsediyorsunuz, özgeçmişinizin merkezinde de siz varsınız. Mümkünse iki kelimenizden biri “ben” olsun.

9. Görüşmeciyle sohbet edin… Zaten canı sıkılmıştır akşama kadar işten güçten. Onun için de bir değişiklik olur böylece. Hem işe alınınca iş arkadaşı olacaksınız, bu kadar resmiyete ne gerek var.

10. Çelişkili konuşun… Özgeçmişinize her yazdığınızı hatırlamak zorunda değilsiniz. Zaten onu da bir arkadaşınız yazmıştı. Hem bu harala gürele insanda kafa mı bırakıyor?

11. Niteliklerinizi abartın… Sonuçta dereceyle mezun oldunuz, 495 de bir derece. İlla sayı vermek mi lazım?

12. Görüşmeciyle tartışın… El mi yaman, bey mi yaman? Yanlış düşünüyor. Yanlış biliyor. Hemen yüzüne vurun. Düşüncesinde ısrar ederse uyarın, olmazsa dövün. Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir. Ne güzel söylemiş atalarımız, değil mi?

13. Yalan söyleyin… Beyaz yalanın kime zararı olmuş ki? Tamam müdür olarak çalışmadınız ama hakkınızı yemeselerdi müdür olacaktınız.

14. Eski işvereninizi kötüleyin… Size yapmadıklarını bırakmadılar, cümle aleme rezil edin onları. Buna da görüşmeciden başlayın.

15. Çok konuşun… Madem çağırdılar görüşmeye, tabi ki dinleyecekler sizi.

Yazar M. Cemil Özden Hakkında

İ.Ü. İktisat ve Hukuk Fakülteleri'nden mezun oldu. İstatistik ve Ekonomi alanlarında lisansüstü, Uluslararası İşletmecilik'te doktora yaptı. Bayındır ve Alarko Grup şirketlerinde İK Müdürü, İŞKUR’da proje danışmanı olarak çalıştı. “Bireysel Kariyer Yönetimi”, “Üniversitede Okurken Kariyer”, "İK Şapkalı Yönetici", “Hukukta ve Avukatlıkta Kariyer” başlıklı kitapları olan Özden, halen İK Danışmanı ve eğitmeni olarak McOzden Danışmanlık'ta çalışmakta ve www.mcozden.com'un editörlüğünü yapmaktadır.

17 Şubat 2011 Perşembe

En Sevmediğim Aday Davranışları


1- Görüşmeye gelmeyenler


2- Görüşmeye gelemeyip daha sonra haber bile vermeyenler

3- Görüşmeye geç kalacağını anlamasına rağmen bir arayıp haber vermeyenler (5-10 dakikalık gecikmelerden bahsetmiyorum)

4- Görüşmeye geç gelip bunun için bir özür bile dilemeyenler

5- İş arıyor olmasına rağmen (ilana başvurmuş) onca kez aranmasına rağmen telefonunu ısrarla açmak bilmeyenler

6- Telefonunu açmak bilmemesine rağmen size geri dönmeyenler

7- Görüşmeye tişört ve kotla gelenler (kreatif pozisyon görüşmelerinden bahsetmiyorum)

8- Görüşmede hep susan ama ısrarla susanlar (kardeşim ben kendim konuşacak olsam seni niye çağırayım geçer odama kendi kendime konuşurdum, sen de buralara kadar zahmet etmezdin)

(biliyorum diyeceksiniz ki “ama bazı pozisyonlar için iletişim odaklı olmaya gerek yok ki; mesela muhasebe, mesela yazılım geliştirme”

ben de size diyeceğim ki “ hayır efendim ben zaten satış gibi iletişim odaklı pozisyonlar için yapılan görüşmelerden bahsetmiyorum diğer pozisyonlardan bahsediyorum ; benim bahsettiğim adayın sizin sorduğunuz sorulara cevap vermesi ekstradan bir kelime dahi etmemesi, sadece ama sadece “evet, hayır, 2 sene, istifa ettim, askere gittim” vb cevaplar vermesi yani susuyor olması, yetkinlik bazlı soruları zaten geçiniz normal sorulara bile cevap alamazken”

dipnot: muhasebe ve ITiçin de iletişim yeteneği gerekir tamam satış kadar olmasada.)

9- Adaya kendini rahat hissettirmek adına biraz sıcak bir görüşme ortamı sağlayınca hemen ipin ucunu kaçırıp size 40 yıllık kankası gibi muamele yapanlar

10- Olumsuz geri dönüş yapılmasını kaldıramayanlar

11- Olumsuz geri dönüş yapıldığında İK’nın ve/veya yöneticilerin kendisini beğenmediğini düşünmekte ısrar edenler, kendisiyle aynı sürece dahil olmuş daha iyi bir adaya teklif yapıldığını ama kendisinin de çok beğenildiğini anlamak istemeyenler

12- Olumsuz geri dönüş yapılan mektuplarda bahsi geçen “yeniden değerlendirilmek üzere özgeçmişin özgeçmiş veri tabanında saklanacağı” cevabına istinaden;

“Beni veritabanınızdan çıkarınız!!! Artık hiçbir pozisyonunuzda değerlendirilmek istemiyorum!!!”

şeklinde geri dönüşler yapanlar

(unutmayın keskin sirke küpüne zarar ayrıca bkz: madde 11 belkide gerçekten beğenilmiştiniz kim bilebilir, hem herşeyden önemlisi daha bir hafta önce “bu firmada kesinlikle çalışmak istiyorum, burayı çok beğeniyorum” diyen siz değil miydiniz? J

29 Ocak 2011 Cumartesi

Bir İş Görüşmesi Hikayesi





Neredeyse bir saat oldu… Girişteki bekleme odasının her ayrıntısını gözüm kapalı anlatabilirim. Koltuklar biraz eskimiş, oysa duvarların badanası ve yer döşemeleri pırıl pırıl. Belli ki yeni taşınmışlar, eski ofis mobilyalarıyla. Sağ elimle belli etmeden kenarlardan çıkan küçük iplikleri koparıyorum, sonra avcumun içinde yuvarlayarak koltuğun altına atıyorum. Bu arada avuçlarımın terlediğini hissediyorum, şimdi tokalaşırken ne kötü olacak! Büfedeki çocuk 3-4 kez geldi, içinde sigara, gofret, kola dolu poşetleriyle. Susadığımı fark ettim. Acaba sekreter kızdan içecek bir şey istesem mi?

Çaprazımda, her iki yanında büyük süs bitkileri –bence gerçek değiller- olan bir masada oturuyor. Telefonlardan birini gelen aramaları aktarmak için, diğerini de Esra ile konuşmak için kullanıyor. Esra da başka bir yerde çalışıyor ve anladığım kadarıyla nişanlısından yeni ayrılmış. Bizim sekreter kız da, Esra da çok yoğun çalışıyorlar. Hatta bir ara hangisinin daha yoğun olduğu üzerine konuşurlarken neredeyse tartışmaya başlayacaklardı. Bir Esra arıyor, bir bizimkisi... E onların da söylediği gibi, şekerim başka türlü zaman geçmiyor!

Karşı koltukta iki kişi daha var, yer olmadığı için biraz sıkışık oturuyorlar. Onlar da benim başvurduğum pozisyon için mülakata gelmişler. İşin kötüsü, ikisi de aynı şirkette çalışıyor. Her gün ofisi paylaştığın bir kişiyle, mülakata geldiğin şirkette karşılaşman kadar doğal bir şey olamazmış gibi, birbirlerine anlayışlı anlayışlı gülümsüyorlar. Birbirlerini ilk görüşlerinde, yüzlerinde oluşan ifadeyi herhalde asla unutamam. Donup kalma, şaşkınlık, sonra hızlı bir toparlanma (İş dünyası, olur böyle şeyler değil mi ama?) ve “Sen ne zaman başvurdun? Ben başvurmamıştım, internetten özgeçmişimi bulmuşlar, davet ettiler bir tanışayım dedim” gibi ‘şeffaf’ açıklamalar yapma konusunda amansız bir yarış…
Bu konuşmalardan sonra ikisi de gözlerini bana diktiler, süzüp duruyorlar. Sanki yapışık ikizler mülakata gelmiş, tek rakipleri de ben! Bak yine avuçlarım terliyor…

İşte biri dışarı çıkıyor, sekreterimiz ismimi söyledi. Şimdi sıra bende, oysa canım hiç yerimden kalkmak istemiyor. Sanki yıllardır bu eski koltukta; sekreter, yapay süs bitkileri, büfedeki çocuk ve yapışık ikizlerden oluşan dünyanın bir parçasıyım. Kaç gündür aklımda kurduğum onca cümle, mülakatlar konusunda okuduğum her şey son bir saatte uçup gitmiş gibi. Sakin ol, kendine güven, dik dur ve gülümse.

Aydınlık ama dar bir koridordan geçerek görüşme odasına giriyorum. Masada çay-kahve bardakları, yarı dolu bir kültablası, bir kenarda özgeçmiş olduğunu düşündüğüm ters çevirilmiş kağıtlar duruyor. Sıcak ve havasız, belli ki bu saate kadar çok kişi girip çıkmış. Ve karşımda, görüşmecilerim. Tokalaşıyoruz, hafifçe yüzüm kızarıyor, avuçlarımın hissettiğim kadar terlememiş olmasını umuyorum. Önce oturacağım koltuğu işaret ediyorlar, ben çantamı nereye koysam diye düşünürken işte ilk soru geliyor:

“Sibel Hanım, bugüne kadar 4 kere iş değiştirdiğinizi görüyoruz. Bir yerde en fazla 1,5 yıl çalışmışsınız. Neden bu kadar sık iş değiştirdiniz?”

Bu soruyu bekliyordum ama ilk soru olmasını değil! Önce beni biraz tanısaydınız? İlk iş yerimin ben başladıktan 4 ay sonra kapandığını anlatıyorum. Diğerinde yöneticimle düştüğümüz fikir ayrılıklarından bahsediyorum ve üçüncüsünden kariyerim için daha iyi bir adım olacağını düşündüğüm bir teklif aldığım için ayrıldığımı söylüyorum. Bunları söyledikçe kendimi sanki hakim karşısında dili çözülüvermiş bir suçlu gibi hissediyorum. Arada bir bana, bir birbirlerine anlam yükleyemediğim bakışlarla bakıyorlar.

“Hımmm… Evet, evet… Peki ya sonuncusu? Oradan ayrıldığınızdan beri, bakıyoruz da yaklaşık 4 aydır çalışmamışsınız…”

Evet çalışmadım, çalışamadım. Çünkü her şey sizin şu devasa bitkileriniz kadar yapay geliyordu. Kendime olan tüm inancımı kaybetmiştim. Dereceyle kazandığım üniversitem, keyif dolu geçen okul yıllarım, eşimin ve arkadaşlarımın başarılarıma olan bağımlılıkları ve içinde ‘ben’ olan her şey önemini yitirmişti. Size hiç olmaz mı? Bazen zor dönemleriniz olur ama önemli olan yeniden ayağa kalkıp “Ben de varım” diyebilmek değil midir? Hem 4 ay insan hayatında nedir ki?

Son iş yerimde mutsuzdum. Yöneticimin her sabah 11.00 gibi ofise gelmesini, saatler süren öğle yemeklerinden dönüp bana bu hafta sonu da çalışağımı söylemesini kaldıramadım. 1,5 sene boyunca 3 gün bile izin alamadan neredeyse haftanın her günü fazla mesai yapmak ve bunun maddi ya da manevi bir karşılığını alamamak beni çok yordu. Ayrıca dedikodu ortamına da ayak uyduramadım. Herkesin birbirine ismiyle hitap ettiği ve başlangıçta benim çok sıcak bulduğum bu ortamın aslında kaynayan bir kazan olduğunu fark ettiğimde ise hayal kırıklığına uğradım. Ve suçu hep kendimde aradım. Çünkü onlar daha çoktular. Birbirlerinden nefret etmelerine rağmen güler yüzleri ve esnek görüşleri ile pek hoştular. Gerçektim ve uyumsuzdum, o yüzden de giden ben oldum.

“Son şirketimde, kariyer olanakları konusunda başlangıçta verdikleri sözlere sadık kalmadılar. Önümü göremediğim için ayrılmaya karar verdim.” Bilmiyorum bu cevap sizi ne kadar tatmin eder? Yoksa gerçekleri mi duymak istersiniz?
Boğazım kurudu. İçecek bir şey istesem mi? Masadaki yarı dolu çay bardağına gözüm takılıyor. Şöyle demli bir çay ne iyi giderdi…

İş deneyimlerimi anlatıyorum. Başarılarımdan, liderlik ettiğim projelerden bahsediyorum. Anlattığım hiçbir şeyin onlara yeterli gelmediği gibi bir his var içimde. Sanki akılları ilk soruda kaldı. En baştan elendim mi acaba?

"Yürüttüğünüz projelerde, teslim tarihine sadık kalamadığınız durumlar yaşadınız mı? Bir gün içerisinde aynı anda birçok işi yapmak zorunda kaldığınızda, işlerinizi nasıl organize ettiğinizi bize anlatır mısınız? Biliyorsunuz bizim gibi kurumsal firmalarda iş etiği her şeyin öncesinde gelir. Bu konuda şimdiye kadar karşılaştığınız bir zorluk, düştüğünüz bir hata oldu mu, olduysa nasıl bir çözüm buldunuz?"

Onlar sordukça ben anlatıyorum. Ne anlattığımın farkında değilim, zaten onlar da pek dinliyor gibi görünmüyorlar, not almayı da bıraktılar.

İşte en kritik soru da geldi: Kendimde gördüğüm 'gelişmeye açık' noktalar. Aslında o kadar çok ki... Sorgulamayı seven bir insanım ben. Kendimi sevmediğimden değil, aksine sevdiğimden yapıyorum bunu. Örneğin, yeterince girişken değilim. Bir de hislerimi hiç saklayamamam. Oysa iş hayatında yüz ifadeniz ve ses tonunuz en kötü anlarda bile kontrol altında olmalı, biliyorum. Bir iş görüşmesinde bunları söylememem gerektiğini bildiğim gibi...

"Daima mükemmeli arayan bir yapım var, o yüzden üstlendiğim çok küçük bir iş bile kusursuz olana dek uğraşıyorum. Bazen bu huyum, ekip çalışmalarında herkesten çok sorumluluk almama yol açıyor ve beni yıpratabiliyor. Bunun yerine kişileri yaptıkları işi doğru yapmaya yönlendirmeliyim diye düşünüyorum. Kendimi bu konuda giderek geliştirdiğimi de hissediyorum."

Bu cümleleri ben mi kurdum? Neyse, sanırım beğendiler. Klasik bir başlangıç ama doğru bir sonuç diye düşünmüş olmalılar.

"Sibel Hanım... Evlisiniz... Çocuk düşünüyor musunuz? Biliyorsunuz çalışmaya başlarsak buradaki ilk yıllarınız çok yoğun geçecek. O anlamda doğum izni gibi durumların ortaya çıkıp çıkmayacağını da bilmemiz gerekiyor..."


Henüz eşimle bile konuşmamışken bu konuyu sizinle paylaşacak olmam ne kadar güzel... Peki kendimi böyle hazırlıksız yakalanmış, evli ve suçlu hissetmeme neden olan şey nedir şimdi?
"Çocuk mu? Tabi ki düşünmüyorum. İşim hayatımda hep ilk sırada yer almıştır. Kariyerimi etkileyecek böyle bir karar almama imkan yok."

Sahi bu insanlar kim? İnsan kaynaklarından mı yoksa başvurduğum pazarlama bölümünden mi olduklarını söylemediler. Orta yaşlı olan bir yönetici olmalı, ama hangi bölümde?

Beni arayacaklarmış, öyle dediler. Eve dönerken billboardlarda o şirketin reklamlarını gördüm. "Tüm dünyada bebekler bizim giysilerimizi giyiyor!.." Reklam panolarındaki bebeklerin dünyadan habersiz gülücükleri sokakları süslüyor. Çalışanlarının çocuk yapmasını istemeyen bir firmanın ürettiği bebek giysileri pazarda ilk sırada yer alıyor. Gülümsüyorum. Gülümsemem, bebeklerinkine hiç benzemiyor.

İnancımı bir kez daha mı kaybediyorum? Evdeki huzurlu köşeme saklanıp, hayata dair şikayetlerime kaldığım yerden devam mı etmeliyim? Yanlış bulduğum şeyleri düzeltecek, hayallerimin arkasında duracak gücüm var mı?

Karar veremiyorum.


Yazar: Deniz Yalım Kadıoğlu (Yolculuk Dergisi Editörü)

9 Ocak 2011 Pazar

2010'un En Acayip/İlginç Mülakat Soruları



BNET sitesi 2010 yılında dünyanın işveren markası olarak en çok çalışılmak istenen yerler tarafından sorulan ilginç soruları bir araya getirmiş. Firmalar bu tür soruları neden soruyor olabilir diye düşünenler olabilir; öncelikle bu tür soruları her iş görüşmesinde sorulmadığınızı bilmenizi isterim. Mesela Google aşağıda bahsi geçen soruları her finansçı alacağı zaman, hem İK’cı alacağı zaman ya da hem yazılımcı alacağı zaman bu soruları sormuyor. Pozisyon için gerekiyorsa soruyor, bu tür sorularda her pozisyon için gerekli değil. Bu soruların sorulmasının çeşitli nedenleri olmakla birlikte öne çıkan üç nedeni sayabilirim:

 1-      En iyi okullardan en iyi dereceler ile mezun olmuş kişileri almaya çalışıyorlar ama hepsini birden istihdam edemeyecekleri için bir şekilde onları kendi içinde ayrıştırmak zorunda. Bunu da ancak bu tür sorularla yapabilirler
2-      Özellikle bazen bir pozisyon için bir şey hariç her şey önemsizdir; bu bir şey “yaratıcı, out of box düşünce” olabilir dolayısıyla bu tür sorular bunu ölçmek için ideal yöntemler
3-      Teknik pozisyonlar için çok çok önemli olan sayısal analiz ve veri analizi yetkinliklerini gözlemlemek için gayet iyi düşünülmüş sorular.


If you were shrunk to the size of a pencil and trapped in a blender, how would you get out?
That might sound like a ridiculous question, but to a job candidate–at least one reportedly applying for a job at Goldman Sachs–it might actually be an important one.
Glassdoor, a job-posting and community site for job-seekers, has compiled a list of the oddest interview questions of 2010, and that zinger–reportedly from Goldman–wins the number one slot. “Interviews can be an extremely nerve wracking experience, and by shedding light on the process we hope to give job seekers a leg up in their next interview,” says Robert Hohman, co-founder and CEO of Glassdoor.

Glassdoor combed through 80,000 interview questions shared by job candidates on its site to find the wackiest queries. Glassdoor is not able to independently verify that these questions were actually asked, or who asked them.
BNET contacted all of the companies who made top 25, and among those who responded, none were able to confirm the origin of the questions. But none of them denied that the questions had been used, either (though some said these questions were not part of a standard set used by all interviewers), and some even offered a possible explanation as to what kind of answer the interviewer was after.
Think you’re prepared for your next interview? Well, if you can answer these, you probably are:
1.      If you were shrunk to the size of a pencil and put in a blender, how would you get out?
2.      How many ridges are there around a quarter? (Reportedly from Deloitte)
3.      What is the philosophy of martial arts? (A spokesperson for Aflac, where this question was used, says she hopes the candidate quoted Kwai Chang Caine from the 1970s TV showKung Fu: “I seek not to know the answers, but to understand the questions.”)
4.      Explain to me what has happened in this country during the last 10 years (Reportedly from Boston Consulting)
5.      Rate yourself on a scale of 1 to 10 how weird you are (Reportedly from Capital One)
6.      How many basketballs can you fit in this room? (Reportedly from Google)
7.      Out of 25 horses, pick the fastest 3 horses. In each race, only 5 horses can run at the same time. What is the minimum number of races required? (Reportedly from Bloomberg LP)
8.      If you could be any superhero, who would it be? (Reportedly from AT&T)
9.      You have a birthday cake and have exactly three slices to cut it into eight equal pieces. How do you do it? (Reportedly fromBlackrock Portfolio Management)
10.  Given the numbers 1 to 1000, what is the minimum number of guesses needed to find a specific number if you are given the hint “higher” or “lower” for each guess you make? (Reportedly from Facebook)
11.  If you had 5,623 participants in a tournament, how many games would need to be played to determine the winner? (Reportedly from Amazon)
12.  An apple costs 20 cents, an orange costs 40 cents, and a grapefruit costs 60 cents. How much is a pear? (Reportedly from Epic Systems)
13.  There are three boxes. One contains only apples, one contains only oranges, and one contains both apples and oranges. The boxes have been incorrectly labeled such that no label identifies the actual contents of its box. Opening just one box, and without looking in the box, you take out one piece of fruit. By looking at the fruit, how can you immediately label all of the boxes correctly? (Reportedly from Apple)
14.  How many traffic lights are in Manhattan? (Reportedly from Argus Information and Advisory Services)
15.  You are in a dark room with no light. You have 19 grey socks and 25 black socks. What are the chances you will get a matching pair? (Reportedly from Convergex)
16.  What do wood and alcohol have in common? (Reportedly from Guardsmark)
17.  How do you weigh an elephant without using a weigh machine? (Reportedly from IBM)
18.  You have 8 pennies. Seven weigh  the same, but one weighs less. You also have a judges scale. Find the penny that weighs less in three steps. (Reportedly from Intel)
19.  Why do you think only a small portion of the population makes over $150,000? (Reportedly from New York Life)
20.  You are in charge of 20 people. Organize them to figure out how many bicycles were sold in your area last year. (Reportedly from Schlumberger)
21.  How many bottles of beer are [consumed] in the city [in a] week? (Reportedly from Nielsen)
22.  What’s the square root of 2000? (Reportedly from UBS)
23.  A train leaves San Antonio for Houston at 60 mph. Another train leaves Houson for San Antonio at 80 mph. Houston and San Antonio are 300 miles apart. If a bird leaves San Antonio at 100 mph, and turns around and flies back once it reaches the Houston train, and continues to fly between the two, how far will it have flown when they collide? (Reportedly from USAA)
24.  How are M&Ms made? (Reportedly from USBank)
25.  What would you do if you just inherited a pizzeria from your uncle? (This question comes from Volkswagen. A spokeswoman for the company tells BNET while the question is certainly not standard, the company’s business analysts often have to take over and manage projects started by other people, so this question may have been a manager’s attempt to see how a job candidate would run a project they ‘inherited.’)

Kaynak: BNET